Trakya, Türkiye’nin Avrupa’sı olmasına rağmen pek fazla bilinmeyen ya da bahsedilmeyen bir yer gibi gelmiştir bana hep. O yüzden bir hafta sonu arkadaşım Erkan ile beraber yola çıkarak, Trakyayı keşfe çıktık.

Tabii ki bir hafta öncesinden başlayarak Trakyayı araştırmaya başladık. Her yaptığım yolculuğu genelde bir temaya oturtma saplantım olduğu için, Trakya’nın en çok neyi güzeldir diye bayağı araştırdık. Sonra arkadaşım bağ rotasından bahsedince, bu gezimizi de üzüm ve şarap eksenli yapmaya karar verdik. Trakya bölgesinde özellikle butik tarza üretim yapan şaraphanelerin öncülüğünde, hem Trakya şaraplarını tanıtmak hem de eko-turizm ile beraber bağcılığı özendirmek için Trakya Bağ Rotası diye güzel bir yürüyüş parkuru ortaya çıkarmışlar. Biz gezimizi iki ayrı bölüm ve iki günde yaptık. Kuzey Trakya ve Batı Trakya.

Cumartesi sabah saat 06:00’da hareket için buluştuk. Böylece İstanbul’un sabah trafiğinden de kurtulmuş olduk. Daha önceden belirlediğimiz üzüm bağları ve şaraphaneleri gezmeye, ilk Chamlija şaraplarından başladık. Lüleburgaz’ın Büyükkarıştıran kasabasında bulunan merkezlerine uğradık. Arzu Hanım bizi çok iyi karşıladı ve bağları ve butik şarapçılık hakkında oldukça detaylı bilgiler verdi. Chamlija şarapçılığın bağları farklı köylerde olması ve zamanımızın kısıtlı olmasından dolayı bağlarını gezebilme imkanımız olmadı. Fakat sağ olsunlar bize çok güzel ve zengin bir şarap sunumu yaptılar. Şaraplar Türkiye ortalamasının çok üstünde, içimleri rahat ve hoş aromaları var. Bir şarap amatörü olarak sevdim. Ayrıca şarap etiketleri de birer sanat eseri ve ailenin sanatçı bireyi İrem Çamlıca tarafından çiziliyor.

Arzu Hanımla vedalaştıktan ve bölge hakkında bir kaç tüyo aldıktan sonra yolumuza Arcadia bağlarına doğru devam ediyoruz. Trakya’nın sakin kasaba ve köy yollarından ilerleyince insanın doğaya ne kadar muhtaç ve bağımlı olduğunu hissediyorum. Zira yeşillikle bezenmiş rengarenk doğa insana huzur veriyor. İstanbul’un beton binaları ve milyon kalabalığından sonra buralar bana terapi gibi geliyor. Yol boyunca üzüm bağları ve buğday tarlalarının arasından ilerledik. Arcadia Bağları Babaeski yakınlarındaki Hamitabat ve Çeşmekolu köylerinin arasında. Bağlarının yanına oldukça şirin ve lüks küçük bir otel de inşa etmişler. Harika bir manzarası olan yüzme havuzları da mevcut. Şaraplarını tadamadık ama otellerini gezme fırsatımız oldu. Hafta sonu için oldukça romantik bir kaçamak yeridir desem yeridir.

Yol üstünde Kırklareli’ye hem öğle yemeği hem de Osmanlı dönemi yapılarıyla eski şehri görmek için durduk. Eski bir Osmanlı tarzı evden restauranta çevrilmiş olan Gusto Celepoğlu Konağı’nda öğle yemeği molası veriyoruz. Bina oldukça güzel ama sanki bana yemekleri daha güzel olabilirdi gibi geliyor. Yemekten sonra, bazıları restore edilmiş bazıları da harap biçimde olan Osmanlı dönemi evlerin, konakların olduğu eski şehri geziyoruz.

Kırklareli’nden sonra yönümüzü bir Karadeniz kıyı kasabası olan Kıyıköy’e çevirdik. Vize ilçesinden geçerek akşam üzeri Kıyıköy’e vardık. Önce yatacak yer için bir kaç pansiyona baktıktan sonra Kıyıköy’ün hemen girişinde daha temiz ve daha derli toplu olan Marina otelde kaldık. Konakla konusunda fark ettiğim bir şeyde, Trakya geneli hafta sonu kaçamak yerlerinde çocuklu aileleri kabul etmiyor olmaları. Kıyıköy sahili ve doğası ne kadar güzelse kasaba da o kadar çirkin. Adeta bir gecekondu mahallesi gibi duruyor. Bence bu doğa harikası ve tarihi yer böylesine bir çirkin yapılaşmayı hakketmiyor. Hakkını da yememek lazım, olduk salaş ve şirince bir meyhane bulduk. Köşk Restaurant. Yorgun bir günün ardından balık ve rakı iyi geldi.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra Kıyıköyde erken Bizans döneminden kalma Aziz Nikolas, namı diğer Noel Baba’ya ithaf edilmiş kayadan oyma kiliseyi ziyaret ettik. Daha sonra yönümüz güney Trakya’ya çevirdik. Bu sefer yol üstünde Balkan savaşlarında eski tarihi yapılarının ağır hasar aldığı Vize ilçesini gezmeye karar veriyoruz. Hemen her köşe başında Trakya’nın bir zamanlar kozmopolit olan kültüründen izler var. Eski bir kilise yada sinagogdan devşirilmiş camiler karşınıza çıkıyor. Orta yerinde büyük bir höyük olduğunu düşündüğüm tepenin yamacında Roma döneminden kalma antik tiyatro kalıntıları bile mevcut.

Vize’den sonra tarihi mekanları bırakıp tekrar Trakya bağ ve şarap rotasına odaklanıyoruz. Zamanımız sınırlı olduğu için Şarköy taraflarına gitmeden, Tekirdağ taraflarındaki bağları ve şaraphaneleri geziyoruz. İlk durağımız Tekirdağ’ı Çanakkale yönüne doğru biraz geçtikten sonra Barbare bağlarına ve şaraphanesine uğruyoruz. Yer altında yıllanmaya bırakılmış şarap küplerinin de bulunduğu mahzeni geziyoruz işletme müdürü Erman Bey ile birlikte. Barbare’nin küçük bir butik oteli ve restarurantı mevcut. Burada Fransız ve yerli üzümlerden yapılmış şarapları güzel bir yemek eşliğinde tadabilirsiniz. Daha sonra beyaz şarabının ününü duyduğumuz, Umurbey Şaraphanesi’ne uğruyoruz. Yazırköy’ünde ki bu harika şaraphanede işletmenin kurucusu ve sahibi Umur Bey ile koyu bir sohbete başlıyoruz. Bizim için açtığı ödüllü beyaz şarabı “Sauvignon Blanc” eşliğindi sohbetimiz gittikçe koyulaşıyor. Şarap ve bağcılığın nasıl zahmetli bir iş olduğunu ve butik şarapçılık ile seri ticari üretim şarapçılık hakkında oldukça faydalı bilgileri Umur Bey’den öğreniyoruz. Butik şarap üreticileri, üzümlerini kendileri yetiştirdiklerinden üzüm gelişiminin bütün kademelerini kontrol edebiliyorlar. Mesela zamanında olgunlaşmayan ve toplandığında ekşimsi tat verebilecek dalları sürekli kontrol edip kesiyorlar. Böylece bütün üzümler aynı olgunlukta ve kıvamda oluyorlar. Dolayısıyla daha kaliteli ve de maliyeti daha yüksek şaraplar ortaya çıkıyor.

Umur Bey ile vedalaştıktan sonra İstanbul’a doğru dönüş yoluna geçiyoruz. Yolumuz üstünde son olarak Karaevli Köyü, Derince Mevkinde olan Barel Bağ evine uğruyoruz. İşletmenin gıda mühendisi Cihan Bey bizi karşılıyor. Önce imalat hakkında detaylı bilgi veriyor ve daha sonra bizi bağ evlerine şarap tadımı için davet ediyor. Bağların arasında yürüyoruz. Bağlarda sürekli birileri bakım ve çapalama yapıyor. Yol boyunca üretilen üzümler hakkında bilgi alıyoruz. Fransız üzümleri Trakya bölgesinde oldukça yaygın hale gelmiş. Şarap sunumunun yapıldığı Barel Bağ Evi, oldukça hoş bir derenin kıyısına yapılmış. Doğanın tam ortasında zengin bir peynir tabağı eşliğinde ve Cihan Bey’in anlatımı ile şarapları tadıyoruz. Kırmızı şarapları harika. Önceden bildirilirse yemek eşliğinde de sunum yapıyorlar. Pizza fırınları da mevcut. Pizza eşliğinde şaraplarını tadın derim.

Sonuç olarak Trakya bölgesinin İtalya’nın Tuscany bölgesinden hiç bir eksiği yok. Şarapları Avrupa kalitesinin bile üstünde diyebilirim. Tek eksiği mimari açıdan düzgün evlerimizin, köylerimizn, kasabalarımızın olmaması. Zaten yüzyıldır iyi bina yapmıyoruz. Son zamanlarda şarapçılığın önünde adeta birer duvar gibi duran yasal düzenlemeler olmasa, Trakya Bağ Rotası ciddi bir eko-turizm ve gastro-turizm potansiyeline sahip. Gidip, gezin, görün derim. Kendiniz gidemiyorsanız Gezgin Tayfa’ya takılın bir gün mutlaka gidersiniz.

Arif Yaşa

Arif Yaşa

20 yıldır rehberlik yapıyorum ve üniversite yıllarımdan beri seyahat ediyorum. Bir yerden başka bir yere beni götüren şey ise merak!

Tüm yazıları ->

Gezgin blog’dan haber almaya ne dersiniz?
E-mailinizi bırakın, yazılarımızı size ulaştıralım.

Balkanların Kalbinde Bir Kadim Kent: Belgrad

Belgrad. Yani beyaz şehir. Tam 44 kez savaşlar nedeniyle yakılıp yıkılan ve her seferinde kendi küllerinden doğan 7000 yıllık kadim kent. Tuna’yı biliriz hepimiz. Orta Avrupa’da geçmediği ülke,...
selanik, yunanistan turu

Başka Bir Selanik

Selanik -ya da Yunanistan’daki adıyla Thessaloniki– Kuzey Yunanistan’da, Makedonya bölgesinde bir kent. Atina’dan sonra Yunanistan’ın ikinci büyük kenti. Mustafa Kemal’in doğduğu yer olması...
trakya bağ rotası

Trakya Bağ Rotası

Trakya, Türkiye’nin Avrupa’sı olmasına rağmen pek fazla bilinmeyen ya da bahsedilmeyen bir yer gibi gelmiştir bana hep. O yüzden bir hafta sonu arkadaşım Erkan ile beraber yola çıkarak, Trakyayı...

Amazonlar ve Samsun

Anadolu toprakları, efsaneler ile gerçeklerin çoğu zaman birbirine karıştığı yer olarak bilinir. Yaşanan bazı gerçekler, bize hikâyeler ile ulaşmıştır. Amazonlar Anadolu topraklarında doğmuş ve...

Bir Antep Lezzeti, Katmer!

Katmer pek çok yerde, hatta Orta Asya’da da tüketilen bir lezzet. Ülkemizde, hemen her yer farklı bir katmer tarifine sahiptir. Yöresel iklim ve yetiştirilen tarımsal ürünlere göre çeşitlilik...
istanbul

Kılıç Ali Paşa Camii

Yine trafik sıkışıklığında pek farketmediğimiz yapılardandır. Bunda da önündeki koca duvarın etkisi vardır aslında. Mimar Sinan eserlerinden olan Kılıç Ali Paşa Camii tramvayın Tophane durağına...

Üsküdar, Bir Yürüyüşün Ardından!

Üsküdar, Boğazın Anadolu yakasında günde milyon insanın transit geçtiği bir yer. Hemen herkesin iskelesine uğramışlığı vardır. İskelenin ötesinde bambaşka bir Üsküdar var. Osmanlı döneminde Valide...
kaş

Kaş: Beni Özlüyormuşsun Öyle Diyorlar

Tam Kaş’a olan duygularımı nasıl anlatayım derken Candan Erçetin dedi ki; beni özlüyormuşsun, öyle diyorlar… Amacım Türkiye’nin en güzel dalış noktası olan Kaş’a gidip dalmaktı. Sonunda kalbim...
küba

Onurlu ve Dikbaşlı İnsanların Ülkesi: Küba

Havana Notları “Aman Amerika girmeden, her şeyi mahvetmeden Küba’yı görün.” “Aman turistikleşmeden orijinal halini mutlaka yaşayın.” O kadar duydum ki bunu çevremden, “hadi len, gidelim bari dedim.”...

Gizemli Myammar

Aslında bu isim birçoğumuza hala çok tanıdık değil. Çünkü biz onu yıllarca hep “Burma” veya “Birmanya” diye bildik. Ancak 1989 da mevcut askeri yönetim ülkenin adını değiştirmeye karar verdi ve...

Gezgin Tayfa'ya Katılın!

Turlarımız ve kampanyalarımız hakkında bilgi almak ister misiniz? E-posta adresinizi bırakın, size ulaşalım.

Katıldığınız için teşekkür ederiz!

Pin It on Pinterest

Share This

Keşfettikçe paylaşalım!

Bu yazıyı arkadaşlarınıza ulaştırmaya ne dersiniz?

WhatsApp chat