Belgrad. Yani beyaz şehir. Tam 44 kez savaşlar nedeniyle yakılıp yıkılan ve her seferinde kendi küllerinden doğan 7000 yıllık kadim kent.

Tuna’yı biliriz hepimiz. Orta Avrupa’da geçmediği ülke, süslemediği kent kalmayan Tuna, Slovenya’dan gelen kardeşi Sava ile bu kentte buluşur. Bu buluşma en güzel Kalemegdan’dan, yani Belgrad kalesinden izlenir.

Kendileri de farkında değildir belki Belgradlıların ama kentte birçok yerin ismi Türkçe’den hatıradır: Kalemegdan, Teraziye Meydanı, Topçudere Parkı gibi.. Aslında çok fazla sözcük ortaktır Türkçe ile: Kestane, çamaşır, sabun, şeftali, merdiven, minare, kına, alev, badem, elmas, ada, helva, barut, boza, bostan, esnaf, çorba… ve daha yüzlercesi.

Çok fazla devlet geçmiş bu bölgeden. Fatih Sultan Mehmet burayı alamadan dönmüş fakat sonrasında Kanuni döneminde alınan kentte Osmanlı 350 yıl kadar kalmış, 1856’da çekilmiş. Ama gelin görün ki, Osmanlı’dan kalan eser sayısı yok denecek kadar az. 150 civarında olduğu söylenen camilerden bugün yanılmıyorsam sadece bir tanesi kalmış. Osmanlı tarzı evlerin hemen hepsi yıkılmış. Yani Osmanlı’dan kalan eserleri görmek isterseniz, üç beş tanesi dışında fazla umutlanmayın.

Bir de not: İstanbul’daki Belgrad Ormanlarının adı da, buradan İstanbul’a getirilip o meşhur su kemerlerini yapan Belgradlı ustalarından geliyormuş.

Gezilecek yerlere şöyle bir göz atalım.

Kalemegdan hem bir kale, hem bir tarihi eser, hem de bir park Belgradlılar için. Yukarıda bahsettiğim üç beş Osmanlı yapısından ikisi burada: Sokollu Çeşmesi ve Damat Ali Paşa Türbesi. Haftasonu Belgradlılar için bir park. İçinde bir de beyaz aslanı ile meşhur hayvanat bahçesi varmış ama biz zamansızlıktan göremedik.

Kalemegdan’ın üç önemli kapısı var. Bunlardan biri İstanbul Kapısı. Buradan çıkıp tam karşınıza gelen caddeye girin, işte orası meşhur Mihailova Caddesi. Trafiğe kapalı bu geniş cadde Cumhuriyet Meydanına (trg Republike) kadar uzanıyor ve aktiviteleri, sanatçıları, galeri, mağazalarıyla tam bir sosyalleşme yeri. Caddenin ortasındaki küçük dondurmacıları deneyin, çok lezzetli. Bu arada ekleyeyim,  Sırplar çok uzun bir ırk. 180 boyunda kızların arasında dolaşmak dünyanın hiçbir ülkesinde başınıza gelmeyecek bir şey. Özellikle gece hayatına ve “club”lara meraklıysanız buna bir de 15 cm topuk eklendiğini aklınızda bulundurun. Gece hayatından birazdan bahsedeceğiz.

Bu bölgede bir de bohem mahallesi var: Skadarlija. Paris’teki Montmartre gibi. Yazarların, ressamlarin, şairlerin mahallesi dense de duvar resimleri küçük güzel restoranlarıyla turistikleşmiş, görülmesi gereken bir yer.

15 dakika kadar güneydoğuya yürüdüğnüzde Nikola Tesla Müzesi’ne ulaşabilirsiniz. Tesla’nın hikayesi ilginizi çekiyorsa 1000 kadar Tesla patentli plan ve buluşu görebileceğiniz, bazı deneyleri bizzat yapabileceğiniz güzel bir müze.

Ada Ciganlica

Çingene Adası. Belgradlıların küçük denizi. Şehrin tam ortasında. Haftasonları tıklım tıklım bir mesire yeri. Bisiklet kiralayın, yürüyün, koşun, denize girin, kahvenizi yudumlayın. Giriş ise sadece 500 Dinar, yani 5 dolar.

Aziz Sava Kilisesi

Belgradlıların pek övündüğü 82 metrelik kubbesiyle Avrupa’nın en büyük ortodoks kilisesi. 10.000 kişiyi alabilen kilise şehrin her yerinden görülebilyor ve inşaatı hala tamamlanmamış. En önemli Sırp azizi Sava’nın yakıldığı yerde, Vracar’da bulunuyor. Yugoslav birliğinin kurucusu Jozef Tito’nun mezarı ise Çiçekler Evi diye bilinen bir çeşit mozole/müzede. Yugoslavya tarihi ile özellikle ilgilenenler için mükemmel bir mekan. Şu ana kadar 17 milyon kişi ziyaret etmiş.

Belgrad Mutfağı ise bildiğimiz balkan mutfağı. Önceleri mesafeli durulan Boşnak mutfağı ürünleri her yerde. Kaymak bir et yemeği, Cevapcici kebap ise bir çeşit köfte. Rakija kelimesi ise sizi yanıltmasın, o bir çeşit brandy. Orta halli/iyi bir restaurantta yiyeceğiniz bir yemeğe ödeyeceğiniz para ise 1000 – 1500 Dinar. Ben kestirmeden 2 sıfırı atıp, dolar olarak düşünüyorum: Yani 10-15 dolar. Avrupa’nın hiçbir başkentinde böyle ucuza yemek yiyemezsiniz. Daha da ucuza yemek isterseniz, Pakera denen pastanelerde her türlü hamur işi bulmak mümkün.

Gelelim Belgrad’ın dillere destan gece hayatına. Biz duyduğumuzda abartı sanmıştık ama sonra gözlerimizle görünce hak verdik. Aslında sosyal bir temeli var bu “clubbing” kütürünün. Aşırı milliyetçiliğiyle Yugoslavya’yı 10 parçaya bölen Miloseviç rejimine gençler arasında bir tepki olarak house ve tekno müziğin benimsendiği söyleniyor. Sava nehri üzerinde kurulu raft denen clublar geceyarısından itibaren tıklım tıklım. Party Belgrad sosyal yaşamının olmazsa olmazı. Biz kısa gezimizde ancak Free Styler ve Shake’n Shake’i görebildik ama The Tube, Plato Jazz Club ve Informbiro da çok iyi deniyor.

Özetlemek gerekirse, Belgrad uçakla bir saatte gidebileceğiniz, vize uygulaması olmayan, ucuz bir kent. Belli ki, hem bireysel/grup gezileri için hem de şirket/toplantı/incentive turizmi için gelecekte adını çok duyacağımız bir kent.

*Fotoğrafların çoğu için sevgili Yaşar Çelik’e teşekkürler.

Can Akgündüz

Can Akgündüz

Doktor. Turizmci. Gezgin.

Tüm yazıları ->

Gezgin blog’dan haber almaya ne dersiniz?
E-mailinizi bırakın, yazılarımızı size ulaştıralım.

Ramazan

Ramazan Lezzetleri

Eski zamanlarda ramazan ayında yeme içme işine daha büyük bir önem verilirken, günümüzde bu kadim tatlar yavaş yavaş yeniden hakkettiği değeri görmeye başlıyor. Özellikle ülkenin nerede ise her...
athena tapınağı, assos

Bir Hafta Sonu Kaçamağı, Assos

Assos aslında buranın antik adı, Osmanlı döneminden günümüze kadar ise Behramkale Köyü olarak bilinmektedir. Yeni köy eski köyün biraz aşağısında ve betonlaşmadan başka bir şey değil. Asıl hazine,...
iyonya turu

Filozofların İzinde Antik İyonya

Antik İyonya bölgesi, günümüz İzmir ve Aydın illerinin Ege sahil kesimini kapsayan bir bölge ve Anadolu’daki ilk Grek kültürünü barındırıyor. Tarihte zengin bir arkeolojik miras bırakan 12 İyon...

Başka Bir Tanzanya

Ailece bu seyahate karar vermeden önce oldukça fazla araştırma yapmıştık. 1 yıl önceki Güney Afrika ve Svaziland turundan tadı damağımızda kalan Afrika’yı daha fazla görmek ve daha iyi yaşamak için...

Cennetten Bir Köşe: Doğu Karadeniz Trabzon- Gümüşhane

Yaşadığımız ülkenin her bir yanı ayrı güzel; binlerce yıllık tarih, kültür ve eşi benzeri olmayan bir tabiata sahibiz. Türkiye’nin hemen hemen her yerini gezdim. Gezerken arkadaşlarımızla birlikte...
kaş

Kaş: Beni Özlüyormuşsun Öyle Diyorlar

Tam Kaş’a olan duygularımı nasıl anlatayım derken Candan Erçetin dedi ki; beni özlüyormuşsun, öyle diyorlar… Amacım Türkiye’nin en güzel dalış noktası olan Kaş’a gidip dalmaktı. Sonunda kalbim...
marsilya anıları

Marsilya Güncesi

Benim Marsilya’ya gidişim biraz mecburiyetten oldu, iyi ki de olmuş. Sonrasında ertelemek zorunda olduğum bir Paris seyahati için Fransa’dan aldığım vizenin ilk girişinin Fransa olmasının iyi...

Türkiye’nin En Güzel 4 Mavi Yolculuk Rotası

Guleti bilen bilir. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına özgü ahşap teknedir. Önceleri ulaşım ve balıkçılıkta kullanılsa da, 1950’lerden itibaren Halikarnas Balıkçısı’nın öncülüğünde, aralarında Azra...
selanik, yunanistan turu

Başka Bir Selanik

Selanik -ya da Yunanistan’daki adıyla Thessaloniki– Kuzey Yunanistan’da, Makedonya bölgesinde bir kent. Atina’dan sonra Yunanistan’ın ikinci büyük kenti. Mustafa Kemal’in doğduğu yer olması...

Split, Bir Hırvatistan Kaçamağı

Tarih’in doğa ve masmavi Adriyatik deniziyle iç içe geçtiği, bir yarımada üzerine kurulmuş olan Split, başkent Zagreb’e yaklaşık 400 km. uzaklıkta. Dalmaçya’nın incisi bu muhteşem şehir kesinlikle...

Pin It on Pinterest

Share This

Keşfettikçe paylaşalım!

Bu yazıyı arkadaşlarınıza ulaştırmaya ne dersiniz?